Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color orange color
ANA SAYFA
TÜRKİYE' DE NELER OLUYOR MUŞ ? Yazdır E-posta
Yazar adam gibi adam   

  İNTERNET HABER PORTALLARINDAN DERLENMİŞ HABERLERDİR

  

  

YSK'ya 'kuşkulu' soru: Seçmen sayısı 4 yılda nasıl 10 milyon arttı?

 

CHP eski milletvekili ve kamuoyu araştırmacısı Bülent Tanla, 2007 seçiminde 42 milyon 799 bin olan seçmen sayısının şimdi 52 milyon 700 bine çıktığına işaret ederek “Bu ne TÜİK ne de MERNİS verilerini tutuyor. Anormal artışın nedenini YSK açıklamalı” dedi. Tanla, bu kuşkulu artışın yüzde 10 barajını 1 milyon kişi arttırdığını, baraj tehlikesi yaşayan partileri doğrudan etkilediğini kaydetti.

YSK’nin 298 sayılı yasa ile Türkiye’de seçimlerin doğru dürüst, süratli ve seçmenin rahatça oy kullanabileceği ve seçimleri sonuçlandırması için gereken görevlerle donatılan bir kurum olduğunu anlatan Tanla, şöyle devam etti: ‘Barajı da etkiliyor’ “YSK’nin yüksek hâkimlerden oluşan bir yönetim yapısı var. YSK’nin kararları mahkemeye götürülmez ve kesindir. YSK’nin son 12 yılda açıkladığı gerçekler ortada. 2002 yılda seçmen sayısı 41 milyon 407 bin. 2007 yılında bu rakam 42 milyon 799 bine çıktı. Yani 800 bin kişi arttı. 12 Haziran’daki seçimlerde ise bu sayı 52 milyon 700 bin. Yani 10 milyon kişi arttı. Bunu ben kamuoyuna sunuyorum. Yaşanan anormal artışı YSK yetkilileri açıklamalı. Bundan önceki rakamlar yanlış ise parlamento meşruiyet sorunuyla karşı karşıyadır. Eğer bir yanlışlık yok ise artışın nedeninin açıklanması lazım. Bu artışı partilerin denetimine sunuyorum. Bir anda yüzde 10 barajının sayısı arttı. Seçime katılım 50 milyon ise baraj 5 milyon kişiye denk geliyor. 40 milyon ise 4 milyonda kalıyor. Baraj limitinde olan bir partinin oyları durup dururken yükseliyor ya da azalıyor. Buna dikkat edilmesi gerekiyor. Türk siyaseti bazı kaset iddiaları yüzünden yanlış yerlere götürülüyor. Kaset haberlerinden çok ses çıkarken, barajın arttırılması kimsenin dikkatini çekmiyor.”  

 

 

VIP DEDEKTİF, AKP'Lİ VEKİL ADAYI ÇIKTI 

 

Müşterileri için gizli izleme ve dinleme yapan ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu hakkında da dosya hazırlayan dedektiflik firmasının sahibi, AK Parti Ankara milletvekili aday adayı Ömer Faruk Koca çıktı. Koca tutuklanarak cezaevine konuldu. Cumhuriyet Savcısı Kemal Saltuk’un talimatıyla basılan Ankara’daki VIP Dedektiflik Bürosunda, eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ile CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun da aralarında bulunduğu birçok kişinin izlendiğine dair dokümanlar ele geçirildi. 12 Haziranda yapılacak olan seçimlerde AK Parti’den milletvekili aday adayı olan Ömer Faruk Koca’ya ait şirketin 15 Şubat 2010 tarihinde 500 TL sermaye ile kurulduğu belirlendi.AK PARTİ’DEN SERTİFİKAYozgatlı olan emekli astsubay Ömer Faruk Koca, jandarma teşkilatında çalıştı. Daha sonra, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde okudu ve Ankara Ufuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisans yaptı. Koca, AK Parti Ankara Siyaset Akademisi’ne girdi ve bu yıl mezun oldu. Ankara 1. Bölge’den aday adayı olan Koca, listeye konulmadı.Koca, emniyetin özel dedektiflik bürolarına yönelik operasyonu çerçevesinde gözaltına alındı. Şirketin, aralarında iş ve siyaset dünyasından önemli isimlerin de bulunduğu kişilerin özel hayat bilgilerini ele geçirerek üçüncü şahıslara sattığı belirlendi. Büroda duvar saati içine gizlenmiş kayıt cihazı ile, kalem, düğme, saat, şapka ve kravat içine monte edilmiş kameralar da bulundu. Koca, tutuklanarak cezaevine gönderildi. (Gazeteport- Yusuf Sahici)


ANA DİLDE EĞİTİM/ANA DİL EĞİTİMİ 

Seçimlere beş kala seçim sonrası Türkiye’nin kaderini“Kürt meselesi”nin çizeceği aşikâr hale geldi. Geçen yazımda da belirttiğim gibi; seçim sonrası hazırlanacak Anayasa’da yerelde önemlebölgesel özerkliliklerin arttığı,merkezde tüm gücün tek elde toplandığı Başkanlık sistemihayata geçirilmeye çalışılacak.Kıyamet de “özerkliğin”tartışılması sırasında kopacak.12 Haziran sonrası TBMM’deAKP-BDP ittifakını yüreklendirecek, MHP’nin mümkün olursa TBMM dışına çıkarılmasına gayret gösterecek bir büyük oyun kurulduğunu görmek gerekir.Seçim sonrası tartışılacak konulardan birisi de “ana dilde eğitim” olacaktır. Son günlerde bu konu ısrarla gündeme getiriliyor ve üzülerek görüyorum ki, bazı aklı evvelenteller, herhalde ağızlarından çıkanı kulakları duymadığı için, “ana dilde eğitimi” liberal bir öneriymiş gibi savunuyorlar.                            ***Ben bugün geçen aralık ayında toplanan Demokratik Toplum Kongresi ile en somut şeklini alan “ana dilde eğiitm” konusuna o tarihte verdiğim tepkiyi tekrar dile getirmek istiyorum.Bu yazı 28, 29, 30 Aralık 2010 günleri Hürriyet Gazetesi’nde kaleme aldığım yazıların geniş özetidir.                            ***Demokratik  Toplum Kongresi’nin 2010 yılının aralık ayında düzenlediği “Demokratik Özerklik Çalıştayı” sırasında tartışmaya açılan taslakta yer alan bir sürü radikal madde arasında beni en çok ilgilendiren dil meselesi oldu.                            ***    Bence milletleri millet yapan, milletleri bir arada tutan birinci ve en önemli öğe dil!Taslakta şöyle bir ifade var:“Kürtçenin kamusal alanda kullanımı önündeki engeller kaldırılarak, anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili haline getirilmesi sağlanmalıdır. Demokratik Özerk Kürdistan’da resmi dil Türkçe ve Kürtçe olmalıdır. Hizmet dili Kürtçe olmalıdır...”Talep anadil eğitimi değil, anadilde eğitim!Taslağı yazanlar veya Kongre üyelerinin eline tutuşturanlar belli ki nefiloloji, ne de sosyolojiden zerre kadar feyiz almamışlar.                            ***Anadil eğitimi ile anadilde eğitim tartışmasında ilk uyarımı 23 Eylül 2010 tarihinde yine Hürriyet’te yapmıştım. Özetle demiştim ki:“Demokratik bir ülkede, eğer anadili resmi dilden farklı ise, anadilini öğrenmek herkesin hakkıdır... Bunun için, yeteri kadar talebin oluştuğu okullarda anadili öğreten seçmeli dersleri okutmak devletin görevi, özel okulların hakkı olmalıdır. Ancak, anadilde eğitim müfredatta okutulan tüm derslerin (tarih, edebiyat, matematik vb.) anadilde okutulması anlamına gelir. İşte bu talep bölünmenin bizzat kendisidir.Zira, eğitim sadece dilin doğru öğrenilmesi, bazı bilgilerin kazanılması değildir.Eğitim aynı zamanda ortak kültürün, değerlerin, örflerin, inançların, ülkülerin, tasaların; kısacası bir toplumu bir arada tutan tüm öğelerin tartışıldığı ve hazmedildiği süreçtir.Eğer, hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti şemsiyesi altında yaşayacaksak bu öğelere ortak sahip olmamız gerekir!Çocuklarımız ayrı okullarda, ayrı dillerde eğitim alırsa sadece birbirinin dilini değil, birbirinin kültürünü, değerlerini, örflerini, inançlarını, ülkülerini, tasalarını vb. tanımayan nesiller yetiştiririz.Artık onları kimse ortak paydada bir arada tutamaz. Süreç içinde ayrılık kendiliğinden ve doğal olarak gelişir.”                            ***Hemen hiç kimse, belki de kasıtlı olarak, bu ayrımı yapmıyor ama anadil eğitimi-ana dil öğretimi (anadili formal eğitim içinde öğrenmek) ileanadilde eğitim (tüm eğitimi anadilde yapmak) kelimelerin benzerliğiaçısından çok farklı gözükmüyor ama anadilde eğitim (örneğin Kürtçe) yapan bir okulda ikinci dil olarak Türkçe öğretilse bile birbirini tanımayan iki nesil yetişecektir.Zira, tekrar ediyorum, eğitim sadece dilin doğru öğrenilmesi, bazı bilgilerin kazanılması değildir. Eğitim aynı zamanda ortak kültürün, değerlerin, örflerin, inançların, ülkülerin, tasaların; kısacası bir toplumu bir arada tutan tüm öğelerin tartışıldığı ve hazmedildiği süreçtir. Dil sadece tarafların birbiri ile anlaşma vasıtası değil, değerlerin, tasaların ortaklaşa paylaşılması için bir araçtır.Türkçe “bayrak” kelimesinin İngilizce karşılığı “flag”dır. Bir Amerikalı'ya “flag” dediğinizde o “bayrağı” kastettiğinizi anlar ama bir Amerikalı ile Türk’ün bayrağa atfettikleri anlam kümesi çok farklıdır.Türkiye’de “Bayrağımızı yakıyorlar” diye bağırdığınızda kıyamet kopar ama ABD’de bir üniversitede “Bir grup nümayişçi bayrağınızı yakıyorlar!” dediğinizde “Ne var, alt tarafı bir bez parçasını yakıyorlar!” cevabını alabilirsiniz. (Bizzat yaşanmış bir tecrübedir.)                            ***Daha ötesi, dil insanların düşünce sürecini ve düşünme kapasitesini de belirler.Bildiğiniz kelime sayısı ve o kelimelere atfedilen değerler insanın zihin haritasını/düşünce kapasitesini tarif eder, düşünme metodolojisini(sürecini) geliştirir.24 yıl önce vefat eden annemi mezardan çıkarıp kendisine “cep telefonu”ndan bahsetseniz, kelimeler Türkçe olduğu halde, hiçbir şey anlamayacaktır.Zira onun zihin haritasında “cep telefonu” yoktur.Kürtçe eğitim alan çocuk öğrendiği lehçede ne kadar kelime varsa ancak o seviyede düşünebilir, Türkçe eğitim alan Türkçede, İngilizce eğitim alan İngilizcede ne kadar kelime varsa ancak o seviyede düşünebilir.Onun içindir ki; ödeme gücü olan aileler çocuklarına bir yabancı dil(tercihan İngilizce) öğretmek gayretine girerler. Denilebilir ki; Lozan Anlaşması çerçevesinde ülkemizde yabancı dilde eğitim veren kurumlar var (Robert Kolej, Alman Lisesi vb.).Unutulmasın ki özel şartlar altına kurulmuş bu okullarda sıkı bir yabancı dil eğitimi yanında sadece evrensel fen bilimleri (fizik, kimya, biyoloji vb.) ve kendisi zaten evrensel bir dil olan matematik yabancı dilde öğretilmektedir. Ortak kültürün, değerlerin, örflerin, inançların, ülkülerin, tasaların kazanıldığı Türk edebiyatı, tarih, coğrafya, vatandaşlık, ahlak, din vb. dersler ise Türkçe öğretilmektedir. Ayrıca bu okullar artık 8 yıllık temel eğitimden sonra lise seviyesinde eğitim hizmeti vermektedirler.Üniversitelerde yabancı dilde eğitim veren kurumlar ise zaten 11-12 yıllık eğitimini almış kişilere mesleki bilgileri yabancı dilde (çoğunlukla İngilizce) vermektedir.Ben mesleki eğitimini Kürtçe almış bir öğrenciye iş kapılarının ne kadar açık olacağını merak ederim.Kaldı ki, üniversiteler bölgesel öğrenci kabul etmiyor, merkezi bir sınav sonucuna göre; pekâlâ Edirneli bir genç Diyarbakır'da, Diyarbakırlı genç de Edirne'de okuyabiliyor. Hangi üniversite Kürtçe eğitim verecek?   ***Anadilde eğitim yapmaya kalktığınızda esas bela Türk/Kürt; farklı okullara gidecek öğrencilerin birbirinden ayrılmaları, kopmaları ile başlayacaktır. Bu ayrışım da özünde etnisite/ırka dayanan bir ayrışım olacak. Yabancı dilde eğitim yapan okullarda/üniversitelerde böyle bir ırki ayrışım yoktur. Dağılım karışıktır.ABD tipik bir ırk ayrımcılığı olan siyah/beyaz çatışmasına karşı mücadelesine siyah ve beyazlar için ayrı olan okulları otobüslerle (bussing) birleştirerek başladı. Bugün de ırkçılıkla mücadelede en büyük başarı okulların birleştirilmesi sayılır. ***Ancak unutmayalım, yine de anadilin öğrenilmesi ve kullanılması bir insani haktır. O halde, bu insani hakkı karşılayabilmek için bazı gelişmeler gereklidir.Benim somut önerilerim şöyle:
1)Üniversite öncesi eğitimde eğitim dili Türkçedir. Yeteri kadar talebin oluştuğu yerlerde özel ve devlet okulları seçmeli ders olarak anadil öğretimi (Örn: Kürtçe) yapabilirler
.
2)İsteyen istediği dilde özel televizyon kurmak, kurs açmakta özgürdür.
3)Sinema filmlerinin, talep oluşan yerlerde, anadile çevrilerek gösterilmesi serbesttir.     
4)Üniversiteler anadilde mesleki eğitim vermek için talep oluşursa bu talebi karşılamakta hürdür. Ancak, sadece anadilde eğitim veren üniversite oluşturulamaz. Örneğin, Türk dilinde ekonomi eğitimi veren bir fakültede yeteri kadar talep oluşur ve bu talebi karşılayabilecek kapasitede öğretim elemanı bulunursa, Türkçe verilen bir ekonomi dersi ayrıca Kürtçe de okutulabilir. 
5)Üniversiteler anadiller üzerine istedikleri gibi filoloji eğitimi verebilirler, anadil ve etnisite kültürü üzerine araştırma enstitüleri kurabilirler.                           
6)Adları sonradan değiştirilen şehirler resmi olarak iki dilde de adlandırılabilir. 
7)Şehir, sokak, meydan vb. konulan tabelalar ihtiyaç dâhilinde resmi dil dışında anadilde de adlandırma ve yönlendirme yapabilir.
8)TBMM'nin resmi dili Türkçedir. Milletvekilleri kürsüde sadece Türkçe konuşmak zorundadırlar.
9)Belediyeler, valilikler, resmi dairelerde resmi yazışma dili Türkçedir. Ancak, ihtiyaca göre, daireler, bölümler, yönlendirici tabelalar, açıklamalar, formlar vb. daha genel bir söyleyişle vatandaşı bilgilendiren/ilgilendiren malzeme Türkçe dışında anadilde de yazılabilir.                            
10)Türkçe bilmeyen vatandaş için resmi daireler Türkçe-Kürtçe (veya herhangi bir anadil) bilen tercüman bulundurmak zorundadır. 
11)Mahkemelerde vatandaşlar kendilerini daha rahat hissettikleri dilde ifade vermek hakkına sahiptirler. Bu ifadelerin anında Türkçeye çevrilmesi için devlet adalet kurumlarında tercüman çalıştırmak zorundadır. 
12)Özel sektör tanıtım gereken alanlarda (örneğin lokanta mönüleri, mağaza, dükkân, pazar etiketleri) istediği dili kullanmakta serbesttir.                            
***
Benim hazırladığım liste muhakkak ki eksiklerle dolu. Ancak amacı:1)Anadilin öğrenme ve kullanma hakkına ve2)Devletin tek resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğine aynı anda sahip çıkmak,3)Tek devlet çatısı altında buluşan vatandaşların beraber yaşamanın temel harcı olan tek dil (Türkçe) ile eğitilerek hal-i hamur olmalarını sağlamaktır.

Cüneyt Ülsever

 

 

 

 

PEKİ KİM BU ADAMLAR? 

Bir süredir dünya casusluk tarihinin en kalabalık casusluk çetesi olarak kamuoyuna lanse edilmeye çalışılan bu adamlar kim? Bu adamlar, kamuoyunda “Askeri Casusluk ve Şantaj” adıyla da bilinen davanın sanıkları…
56 kişiler… Dünya tarihinin en kalabalık casusluk örgütü olmakla suçlanıyorlar.
Hepsi en az lisans mezunu. Yarısı yüksek lisans… Doktorasını yapan da var…
Deniz Kuvvetleri’nin, Türkiye’nin düşünen, üreten beyinleri yani…
Tamamına yakını asker. Sivil olanlarsa milli gurur cinsinden. Emsalleri yurtdışında çalışmayı fazilet sayarken bu adamlar TÜBİTAK’ta milli projeler üzerinde kafa yormuş. Akranlarına kıyasla en iyilerinin arasında gösterilenlerden. Peki kim bu adamlar? Neden bu davadalar?
Bu adamlardan biri…
TÜBİTAK Güvenlik Müdürü.
TÜBİTAK’ın güvenliğini sağlayan adam yani. Milli projelerimizin korunmasında güvenli. Hem de öyle taşla sopayla değil, pek çoğumuzun aklının bile ermediği elektronik sinyal güvenliği tekniğiyle. Bu alanda mesleğinin en iyilerinden.
Bir diğeri…
Kriptoloji uzmanı. Kripto alanında Türkiye’de birkaç isimden biri… Adam para peşinde koşmamış. Özel şirketlerden çağırmışlar. Gitmemiş. Yurtdışına gel demişler “Ben okullarımı Devlet Parasız Yatılı Bursu’yla okudum, devletime hizmet edeceğim.” demiş. Tercihini TÜBİTAK’dan yana kullanmış. Az maaşa çok hizmet etmiş. Her türlü bilgiyi şifrelemek maksadıyla yazdığı programlar devletin pek çok kademesinde kullanılmış ve hâla da kullanılıyor. Yani bu işin uygulayıcısı değil bizzat mucidi. Şimdi Kandıra Cezaevi2nde tutuklu.
Biri Savunma Sanayi Müsteşarlığı Uluslararası İşbirliği Daire Başkanı…
İkisi Amiral… Ömürlerini denizlerde geçirmişler. Vatana hizmeti namus borcu bilenlerden…
Biri Deniz Harp Okulu’nda Tabur Komutanlığı yapmış. Öğrencilerini evladından ayırmamış.
Biri Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın 2 sene emir komutanlığını yapmış. Adam casuslukla suçlanıyor ama Deniz Kuvvetleri eski komutanı güvenmiş, en yakınına almış.
Biri Deniz Kuvvetleri’nin tüm gemilerin harekatını takiple görevli bir albay.
Biri Donanma İstihbarata Karşı Koyma Kısım Amiri… Her ay MİT ile toplantı yapan bir subay… Düşünün MİT bile farkında değil durumun. Allahtan imzasız ve isimsiz ihbar mektupları var…
Biri Denizaltı Komutanı…Ekmeğini denizin altında kazananlardan…
Bazıları pilot…
Ve diğerleri…
Deniz Kuvvetleri’ni,n gözbebeği gemilerinde çalışan subaylar… Aden Körfezi’nde, Hint okyanusunda, Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de, Atlas okyanusunda ve tüm dünya denizlerinde bu vatanın bayrağını dalgalandırmışlar…
Aylarca analarından, eşlerinden, evlatlarından ve sevdiklerinden ayrı kalmışlar, özlemlerini dalgalanan bayraklarının coşkusu ile bastırmışlar. Her esen rüzgarda biraz vatanlarını, biraz sevdiklerini bulmuşlar. Önce vatan demişler. Gerisi teferruat diye düşünmüşler.
Bu tertemiz vatan evlatlarının şimdi tek beklentisi var… ADALET! Bu adamlar gerekirse uğrunda ölmek üzere yemin ettikleri kendi vatan topraklarında tutuklular, yani esir tutulmaktalar.
Evlerinden, sevdiklerinden, gemilerinden, vicdanları gibi bembeyaz ve tertemiz tuttukları üniformalardan uzaklar.
Bu kadar mı peki? İddianamede adı geçen ancak henüz sanık yapılmayan, sırada bekleyen birçok Amiral ve subay da var. Hepsi ADALETSİZLİK sırasını bekliyor.
Kim bilir! Bu piyango size de çıkabilir, yarın siz de gelebilir…

 

DURSUN ÇİÇEK GİZLİ TANIĞA ÖYLE BİR SORU SORDU Kİ 

İrticayla Mücadele Eylem Planı’ olarak adlandırılan ve darbe girişimi olduğu iddia edilen belgeye ilişkin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 18’inci duruşmasına gizli tanık ‘Efe’ damga vurdu.Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ise Efe’ye avukatların huzurunda da ifade verip veremeyeceğini sordu. Tanık Efe de kimliğinin deşifre olmaması halinde avukatlar huzurunda da ifade verebileceğini belirtti. Görüşü sorulan savcılar Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın, “Tanığın kimliğinin deşifre olma ihtimali vardır. Takdir mahkemenindir” dedi. Mahkeme heyeti bir ara vererek talebi değerlendirdi ve tanık koruma kararı gereğince, izleyicilerin ve basın mensuplarının salondan çıkarılmasına karar verdi. Başkan Köksal Şengün, gizli tanığın, mahkemeye sunduğu dilekçede, kendisinin ad, soy ad ve diğer kimlik bilgilerinin kullanılmasını istemediğini belirtti.Sanıklar salonda kaldıDilekçeyi okuyan Şengün, gizli tanığa ait bilgilerin basında da yer almasını istemediğini kaydettiğini söyledi. İzleyiciler ve basın mensuplarının dışarı çıkarılmasının ardından gizli tanık “Efe”nin, önce savcılıktaki ifadesi okundu. Savcılık ifadelerini kabul eden “Efe“ye önce Cumhuriyet savcıları ardından diğer sanıklar sorular yöneltti. Avukatların gizli tanığa soru yöneltmesi sırasında Cumhuriyet savcısının bazı sorulara itiraz etmesi üzerine tartışma çıktığı ve mahkeme heyetinin duruşmaya 15 dakika ara verdiği öğrenildi. Gizli tanık Efe ifade vermeye bugün de devam edecek. ÇİÇEK'İN SORUSUNA ÇELİŞKİLİ CEVAPMahkemede daha önceki ifadelerini tekrar eden Efe, “İlhan Cihaner’i 2009 yılında orduevinde sabah kahvaltıda Albay Dursun Çiçek ve rütbeli birkaç subayla gördüm” dedi. Bu sırada söz alan Dursun Çiçek ile Gizli Tanık Efe arasında ilginç bir konuşma yaşandı. Gizli tanık Efe’nin Dursun Çiçek’i ordu evinde gördüğünü söylemesi üzerine Efe’ye soru yönelten Çiçek, “Ne giyiyordum” diye sorunca ilginç bir tartışma başladı...DENİZCİ YEŞİL GİYMEZ!

D.Ç:
 Beni orduevinde gördüğünü söylüyorsun. Peki ben o gün ne giyiyordum?
EFE: Üzerinde yeşil resmi bir üniforma vardı.
D.Ç: Denizciler yeşil üniforma giymez.
EFE: Pardon karıştırdım, beyaz bir üniforma vardı.
D.Ç: Ocak ayında beyaz üniforma mı giyiyordum?
EFE: Tam olarak hatırlamıyorum. Başka bir renk olabilir.
D.Ç: Her şeyi hatırlıyorsun. Kimler olduğunu ve ne konuştuğumuzu bile hatırlıyorsun. Ne renk kıyafet giydiğimi mi hatırlamıyorsun?Erzincan’ın en önemli tanığı

Erzincan’da İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın uygulamaya koyulduğu gerekçesiyle soruşturma başlatan Erzurum Savcısı Osman Şanal’ın iddiaları 12 gizli tanığa dayanıyordu. Bu iddialar arasında en önemlileri ise ‘Gizli Tanık Efe’nin iddialarıydı. 3 Aralık 2009 tarihinde ifade veren Efe, “Başsavcıyı 2009 yerel seçimlerinden 15-20 gün önce (veya seçimlerden 15 gün sonra) orduevinde sabah kahvaltıda Albay Dursun Çiçek ve rütbeli birkaç subayla gördüm” diyordu. Gizli tanık Cihaner’in kendisine “Tarikatların kökükünü kazıyacağını, 22 kişiyi gözaltına alacağını bunun için nöbetçi hakimi ayarladığını söylediğini” de iddia etmişti. Cihaner’in İsmailağa cemaatine yönelik operasyon yapılmadan önce kendilerini arayarak ilçede bu ve benzeri cemaatlerle ilgili çalışma yapılmasını istediğini kaydeden gizli tanık, soruşturma kapsamında kendisine gösterilen 4 nolu fotoğraftaki kişinin orduevinde Cihaner ile kahvaltı yapan kurmay Albay Dursun Çicek olduğunu öne sürmüştü. Ancak 4 nolu fotoğraftaki kişinin başka bir Dursun Çiçek olduğu belirlenmişti.

 

KAZANCI 60 MİLYON TL  Hürriyet yazarı Nuran Çakmakçı bugünkü yazısında ÖSYM’nin kazancına değindi. sınav sorularını ilk kez basına sattığına değinen Çakmakçı ÖSYM’nin yeni sistemindeki
tartışmalara da değindi. İşte Nuran Çakmakçı’nın bugünkü yazısı:
ÖSYM, bu yıl sınavları kazanç kapısı yaptı. Bu yıl yapılan Yükseköğretime Geçiş Sınavı'ndan kurumun bütçesine tam 60 milyon TL girecek.Sınava giren 1 milyon 692 bin 345 adaydan 35'er lira başvuru ücreti aldı. Bununla da yetinmedi sınav sorularını ilk kez basına sattı. 27 Mart Pazar günü duyduğuma göre TRT’den bu yayın için 250 bin TL istedi. Bu yayının büyük kısmına Uğur Dershaneleri sponsor oldu. Her yıl ücretsiz sınav sorularını alıp, yayınlayan gazetelerden de bu yıl para istendi. Sadece YGS sorularını ve yanıtlarını yayınlayanlardan 100 bin TL, LYS için de ayrıca 100 bin TL isteyen ÖSYM, her ikisini birden alana 50 bin TL'lik indirim yaparak 150 bin TL'ye işi bağladı. Duyduğuma göre 4 gazete bu iş için elini cebine attı. Yani sadece basından 850 bin TL topladı. Küçük bir hesap yaptım. Bütün bunlardan ÖSYM'nin cebine tam 60 milyon TL (eski para ile 60 trilyon TL)girecek.Yılda yaptığı 40-50 sınavla yaklaşık 10 milyon kişiden para alan ÖSYM'nin hatırladığım kadarıyla bütçesi 180 milyon TL idi.Bu sene sınav sorularını satarak neredeyse bütçesinin üçte bir gelirini elde etti bile.Adaya özgü soru kitapçığı tartışma yarattıKPSS sorularının çalınmasının ardından ÖSYM'nin tüm yönetimi bilindiği üzere değişti. Prof. Dr. Ali Demir, Başkanlığa geldikten sonra tüm çalışanları göndererek, yeni bir ekip oluşturdu. Sınavın uygulanmasından, yapılmasına kadar bir dizi değişikliğe gitti. Sınavda alyans bile takmak yasaklandı. Kalem, silgi ve kalemtraş bile adaylara şeffaf poşet içinde dağıtılacak. Bütün bunlar daha önce yaşananların fobisinden olsa da normal diye karşılanabilir. Ama, ÖSYM bu dönemde tarihinde ilklere imza atmaya devam etti. Sınavdan kısa bir süre önce yine ilk kez bu sene bir uygulamaya geçti. Ancak, bu uygulama çok tartışılıyor.ÖSYM, bu yıl güya sınava giren adaylar arasında hak ve adaleti sağlamak 
amacıyla modernbilişim teknolojinin sağladığı olanakları kullanarak "adaya özgü soru kitapçığı" uygulaması başlattı. Sınav kapsamına uygun olarak bugün sorulacak olan sorular, alt alanlar dikkate alınarak,her aday için rastgele oluşturulmuş bir sırada soru kitapçığında yer alacak. Ancak, soruların veya sorulardaki seçeneklerin sıralanışı ile doğru cevap seçeneğinin yeri değişebilecek. Bu nedenle her adayın cevap anahtarı farklı olacak.
Bütün bu değişiklikleri ÖSYM; kısıtlı bir kesime pilot olarak uyguladı. Zaten tartışma da buradan çıktı. Türkiye'nin farklı illerinden YGS'ye girecek lise son sınıf öğrencilerini kapsayan bu deneme sınavını hangi illerde ve hangi okullarda yaptığını açıklamadı. Okulların birçoğu da bütün bunların diğer öğrenciler için haksızlık olduğu görüşünde.****YGS'nin nabzı hurriyeteğitim.com'da

Bugün büyük gün. Üniversite yolunda YGS ile atılan bu ilk adımda sınav sonrası adaylar daha çok yaptıkları testler sonucunda doğru ve yanlış yanıtlara göre hedeflerine ne kadaryaklaştıklarını merak eder. Sınavın kâbusu geçtikten sonra da Lisans Yerleştirme Sınavları'nın (LYS) yapılacağı Haziran ayına kadar eksiklerini tamamlayıp, buna göre rota çizer. İşte bu süreçte okul, sınav ve eğitim alanında en doğru bilgi merkezi olan hurriyetegitim.com adayların yanında oluyor. Bugün siteye giren adaylar, "Puan Hesaplama Sihirbazı" ile her testteki doğru ve yanlış sayılarını yazarak YGS'de tahmini olarak kaç puan alacaklarını hesaplayacaklar. Dilerlerse "Hedef Ölçer" girip, aldığı puanı geçen yılki puanlarla karşılaştırabilecek. Böyleceaynı puanı alan öğrencilerin geçen yıl nereye yerleştiğini görebilecek. Ayrıca sınavla ilgili sondakika haberleri ve uzmanların YGS sonrası önerileri de sitede yer alacak.

 

 

İŞTE TÜRKİYE’NİN GERÇEK EKONOMİK DURUMU 

 Türkiye'de Başbakan'dan korkan ekonomi yazarları gerçekleri yazamazken, piyasa uzmanları raporlarında Türkiye'nin ekonomisinin içler acısı durumunu yazmaktan çekinmiyorlar.EFG Istanbul Securities, Türkiye'de işlem yapan Yunan sermayeli bir menkul değerler şirketi. Bu şirketin büyükyabancı müşterilerine hitaben 27 Ocak'ta yayınlanan piyasalar raporunda şöyle deniliyor:

Türkiye - "Jack Çevik Ol, Jack Çabuk Ol" -- Bir gözünüzü Lira'dan ayırmayın. Yapması gerekeni henüz yapmadı. Merkez Bankası'nın faiz oranlarını düşürmesinden sonra piyasada reel para çıkışları oldu. Gösterge bonolarda faizler 23 baz puan arttı. Bugünkü Wall Street Journal'ın Avrupa baskısının 8. sayfasına bakın ne yazıyor:"Tüm gezegende bir gerçek, yiyecek, enerji ve diğer emtiaların fiyatlarının artması fakir halkın elindeki nakitin düşmesine neden olduğudur..." Peki öyleyse, Türkiye'de fakir insanlar mı yok veya biz bu gezegenden değil miyiz? İşin doğrusu, enflasyon iyi olmaya devam ediyor. Çekirdek enflasyon hareketleniyor. Fakat, fiyat baskısının en ufak bir esintisi yatırımcıların tepelere tırmanmasına yol açabilir. Öyleyse, hikayenin anlamı? Gerilla yatırım taktikleri; "Jack Çevik Ol, Jack Çabuk Ol..."
"TURKEY - "Jack Be Nimble, Jack Be Quick" -- Keep an eye on the Lira. Hasn't been up to its usual self. Some talk of real money outflow after the CBT's rate cut. Bond yield on the benchmark moved up 23bp. Check out page 8 in today's WSJ (Europe): "Rising prices of food, energy and other commodities are reducing the disposable incomes of poor people across the planet..." So, either Turkey doesn't have poor people or we aren't from this planet. True, inflation remains benign. Core is behaving. But any whiff of price pressure could send folks scrambling for the hills. So moral of the story? Guerrilla investing tactics; "Jack be nimble, Jack be quick...""Jack be nimble, Jack be quick" veya Türkçe çevirisiyle "Jack Çevik Ol, Jack Çabuk Ol" bir çocuk şarkısı. Şarkının devamında "Take the money, get out quick" yani "Parayı al, çabuk kaç oradan" deniyor. Bu rapordan sonra bugün piyasalarda yatırımcıların yoğun olarak bir Türk Lirası satışı yaptığını ve yabancı paralara geçtiğini görüyoruz. 27 Ocak'ı 1,5763'ten kapatan 1 doların bugünü 1,6125'ten kapattığını görüyoruz. Bir günlük artış %2,3. Yıllık mevduat faizlerinin %7'lerde olduğunu düşünürsek, dövizdeki bir günlük bu artış çok dramatik.Wall Street Journal'daki "Tüm gezegende bir gerçek, yiyecek, enerji ve diğer emtiaların fiyatlarının artması fakir halkın elindeki nakitin düşmesine neden olduğudur..." ifadeye atıfta bulunulan rapor, aslında Türkiye'deki bu ekonomik gerçeklerin sanki Türkiye, başka bir gezegende bir ülkeymiş gibi gözardı edildiğini söylüyor ve müşterilerine, artık enflasyondaki küçük artışların dahi, piyasalarda tozu dumana katacağını söyleyerek Türk Lirası'ndan çıkmanın vakti olduğunu söylüyor.Türkiye, göz göre bir ekonomik krize mi giriyor? Yoksa, şimdiye kadardevam eden Lale Devri bitti de, Fetret Devrine mi giriyoruz.Bu bir gerçek ki, ekonomideki bu durum, Türkiye'deki gazetelerde halkın göreceği büyüklükte yayınlandığında, halkın gerçek oy dağılımını görmekiçin sabırsızlanıyorum.

O RAPORDAN İLGİLİ BÖLÜMÜ GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
 

GÜLE GÜLE OTUR BİLAL!

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın Washington yakınlarında 261 bin 500 Dolara ev aldığı ortaya çıktı. Erdoğan vergi ayı olan Nisan ayında söz konusu ev için 3 bin 61 dolar vergi ödeyince durum ortaya çıktı. 

Bilal ve Reyyan Erdoğan adına kayıtlı 146 metrekarelik evin tapusunda Amerikan Vergi Dairesi’nin (Internal Revenue Service) vergi numarası olarak “17213643251” yer alıyor.

ABD’de yaşayan gazeteci yazar Yılmaz Polat’

ın yaptığı saptamalara göre: Erdoğanlar, Çiller’den sonra ABD’de gayrimenkul alıp Amerikan hükümetine vergi ödeyen ikinci başbakan ailesi oldu.

Bilal-Reyyan çifti, Ömer Tayyip adını verdikleri ABD vatandaşı oğullarını bu evde dünyaya getirdi.

Tapu kaydına göre, “Collage Park 8403 Colesville Rd, Silver Spring” adresindeki ev için dosyada bağlantı adresi olarak sadece “İstanbul” ifadesi yer alıyor.

Tapu kaydında “Prince Georges” kazasında bulunduğu ifade edilen evin 24 Ağustos 2005 yılında alındığı bilgisine yer veriliyor.

Erdoğanların Washington yakınlarında Maryland eyaleti sınırı içinde kalan evi kirada mı, boşta mı tuttuğu öğrenilemedi.

 

BAŞBAKAN’A SES KAYITLARINI KİM SERVİS EDİYOR

 

Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır mitingi uzun süredir beklenmekteydi. Erdoğan’ın Diyarbakır’da nasıl karşılanacağı merak konusuydu. Şehire gergin bir hava hakim olmasına rağmen, ciddi bir olay yaşanmadı.
Ta ki Erdoğan kürsüden konuşmaya başlayana dek.

ERDOĞAN SÖYLEDİ SES KAYDI İNTERNETE DÜŞTÜ
Başbakan Erdoğan, mitingde BDP’yi eleştirirken bir ses kaydından bahsetti ve şunları söyledi;
“BDP’nin ilgililerinden biri açıklama yapıyor. Ses kayıtları öyle zannediyorum ki bugün yarın yayınlanabilir. Ne diyor biliyor musunuz, ‘Elazığ’da biz güçlü değiliz, dolayısıyla MHP’yi destekleyelim...” diyor.
Erdoğan’ın sözünü ettiği ses kaydı, o dakikalarda internette dolaşmaya başlamıştı. “Habervaktim”, “Samanyoluhaber” ve “Haber7” adlı internet siteleri başta olmak üzere birçok yandaş site, BDP’li Gülten Kışanak’a ait olduğu iddia edilen konuşmaları, “seçim sürecine damga vuracak ses kaydı” mealindeki başlıklarla yayınladı.
Asıl mesele bundan sonra ortaya çıkıyor.

SES KAYDI HABER SİTELERİNDEN KALDIRILDI
Ses kayıtları internet sitelerinde yayınlanmaya başladıktan sonra AKP külislerinde heyecanlı bir koşuşturma başlıyor. Başbakan Erdoğan’ın basın danışmanı Lütfullah Göktaş, yoğun bir telefon trafiğine girerek bir an önce o ses kaydının internetteki haber sitelerinden ve gazetelerden kaldırılmasını sağlıyor.
Yani…
Ortada bir BDP’liye ait gizlice alınmış bir ses kaydı var. Bu ses kaydının kısa süre içerisinde internete düşeceğini, yayınlanacağını bizzat Başbakan miting meydanında haber veriyor.
BAŞBAKAN SUÇ MU İŞLEDİ?

Hatırlayalım…
Yıllardır birçok siyasi liderin, üst düzey bürokratın ve paşaların ses- görüntü kayıtları internete “sızdırılmıştı.” Muhalefet her fırsatta “özel hayatın gizliliği”nin ihlal edildiğini söyleyerek hükümete “sızdıranları bul” çağrısı yaptı.
Başbakan da her seferinde “bunların bizimle ilgisi yok, kendi iç meseleleri” dedi. Hatta görüntülerin kaldırılması için harekete geçtiklerini de birçok seferinde övünerek anlattı.
Bugün yaşananlar net bir şekilde ortaya koyuyor ki gizli ses kayıtları internete sızdırılmıyor, bizzat Başbakan’ın bilgisi dâhilinde yayınlanıyordu.
Tüm bunlar ortadayken Odatv soruyor:
Bir ülkenin Başbakanı nasıl olur da özel hayatın gizliliğini ihlal eden bir ses kaydının yayınlanacağını önceden bu kadar rahat bir şekilde haber verir?
Eğer bu bir “ihlal” ise Başbakan suç işlemiştir. Eğer bir ihlal değilse danışmanların bu paniklemeleri neden?
Başbakan gayri resmi yollarla ses kaydı elde etmiş kişiler hakkında bir takip başlatmış mıdır?
Daha önemlisi bu ses kayıtlarını Başbakana servis eden veya haber veren kişiler kimler?


Son Güncelleme ( Cuma, 03 Haziran 2011 )
 
Image

Anket

AÇILIM MESELESİ ÜLKEYİ BÖLDÜ MÜ ? SİZCE
 

PAKİZE

Image

 

 

 

 


PAKİZE MAĞZALARI
Hastane cad.
Toroslar
Pozcu
Mezitli
Erdemli
Mut
TEL  :  0324 337 30 14
 FAX :  0324 337 30 14     
www.pakizeavm.com

VEDAT TAVUK LOKANTASI

Image

 

 

 

 

 

 

YENİ HİZMET ANLAYIŞIMIZLA
HİZMETİNİZE GİRMİŞTİR
EV VE İŞYERLERİNE SERVİSİMİZ
VARDIR.
SİPARİŞ : 0324 202 00 09

MAKROMARKET

Image

 

 

 

 

 

 

 

 


MUĞDAT MAKROMARKET

KERVAN DÜĞÜN SALONU

Image

 

 

 

 

 

 

 

REZERVASYON TEL

0324 336 58 25

Döviz Bilgileri

USD Alış1.7457 YTL
USD Satış1.7541 YTL
EURO Alış2.2989 YTL
EURO Satış2.3100 YTL

ARAS METROPOL

Image

 

 

 

 

 

 

 

 

ARAS METROPOL ŞUBE
ÖNEM TAŞIR
113.CAD NO:42 DEVLET
HASTANESİ
GİRİŞİ KARŞI SOKAĞI
TEL:0324 336 16 20
      0324 336 36 72

MOTO KAÇAR

Image
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
MOTO KAÇAR
SERVİS HİZMETLERİ VE
YEDEK PARÇA
EN BOL MALZEME
EN BÜYÜK SERVİS
             İSA KAÇAR
ADRES:YENİ MAH.117.CAD.
NO:49/D
İMAM HATİP LİSESİ
YANI MERSİN
TEL:0535 233 47 88
       0324 233 35 11

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Adam Gibi Adam

Image

 

KUR'ANIN ŞİFRELERİ


BU BİLGİLER SAYIN
ÖMER ÇELAKIL'IN
SİTESİNDEN ALINMIŞTIR

TÜRKİYE'DE NE OLUYOR?

EGEMEN OTO

Image 









 

EGEMEN OTO
YERLİ YABANCI OTO ÖZEL SERVİSİ
 
SABRİ ÖKE

ADRES:BARBAROS MAH GMK.BUL.
GÖÇMEN KAVŞAĞI
CARREFOUR EXPRES KARŞISI
4.MEVSİM SİT YANI
MY CAR BİTİŞİĞİ  MERSİN

FATİH ÖZTÜRK

Image 

SIHHİ TESİSAT BİZİM İŞİMİZ
FATİH ÖZTÜRK
0535 777 67 01

TOROS ORTOPEDİ&MEDİKAL

Image

 

HASAN ÇAY
(PROTEZ ORTEZ UZM)
YENİ MAH 5319 SOK
EVCİOĞLU APT ALTI NO:26
TOROS DEVLET HAST.PERSONEL
GİRİŞİ KARŞISI MERSİN
TEL: 0324 238 97 67
GSM:0507 251 45 32

SU DÜNYASI

Image

 

 

 

 

 

 

 

 

WATER WORLD SU DÜNYASI
ÇOCUKLARINIZIN SAĞLIĞI
HER ŞEYDEN ÖNEMLİDİR

ÖZKAN ELEKTRONİK

Image

 

NEBİ GÖÇÜM
Nusratiye mah.5003 sokçekiç
apt. altı MERSİN pazar sokağı
0324 336 97 15
0536 733 73 33